Kavuğun içinde ben de vardım
Hoca bir gün arkadaşıyla konuşuyormuş arkadaşı demiş ki: – “Ya hocam dün sizin evden bir ses çıktı. Neydi o?” Hoca: – “Hiç sadece hanımla biraz tartıştık kavuğum merdivenlerden yuvarlandı”, demiş. Arkadaşı: – “Yahu hocam hiç kavuktan bu kadar ses çıkar mı?”, demiş. Hoca da: – “Ya anlasana içinde ben de vardım”, demiş.
Nasrettin Hoca ve Kavuk
Bir gün bir adam, elinde bir mektup, hocayı tutup: – “Hocam zahmet ya sana, şu mektubu bir okusana?” Açar bakar ki Hoca mektup baştan sona arapça.. Şöyle bir iki evirir çevirir söktüremez çaresiz geri verir. Der ki: – “Başkasına okut bunu sen..” Adam şaşırır: – “Neden?” – “Türkçe değil bu mektup okuyamam.” Yine anlamaz adam, Hoca’nın okuması yok zanneder: – “Ayıp hoca, ayıp” der. – “Benden utanmıyorsan şundan utan; şu başındaki koca kavuğundan utan!” Hoca, kavuğunu çıkarıp uzatır adama: – “Madem ki” der, “iş kavuktadır; haydi bakalım, giy de şunu; kendin oku bakalım mektubunu.”
Nasreddin Hoca ve Karısı
Bir gün Nasreddin Hocanın komşuları Hocaya dert yanıyorlar: – “Yahu Hoca senin karın çok geziyor.” Hoca: – “Olur mu canım? O kadar gezse arada bir bizim eve de uğrardı.” Demiş :p
Tavan Secdeye Kapanırsa
Bir gün Nasrettin Hoca yol üstü bir hana inmiş..Han Nuh Nebi’den kalma bir yer..Her tarafı delik deşik; adeta çökmeye ramak kalmış. Hoca’nın yüreğine bir korkudur düşmüş ama, ne desin? Nihayet bir söz arasında: – “Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor, beşik mübarek!” diyecek olmuş ama, hancı baba hiç oralı olmamış; sözü şakaya boğarak: – “Ağzını hayra aç Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan tahtaları Hakka tesbih çekiyor!” demiş. Hoca’nın közü küllenir mi? Gözlerini hancının gözüne dikerek: – “Peki ama”, demiş; “ya bu tavan boyle tesbih çeke çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak?”
Farz ve Sünnet
Nasretdin Hoca’nın evine bir gün üç molla misafirliğe gelir..3ü de birbirinden oburdur..Hoca ne yemek çıkarırsa silip süpürürler..O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da “sünnettir” diye ekmekle iyice sıyırırlar..Bu sirada odaya Hoca’nın oğlu girer. Mollalar Hoca’yı memnun etmek için: – “Aman ne güzel çocuk. Adı ne bunun?” diye sorarlar. Hoca: – “Adı Farzdır”, der. Mollalar şaşırıp birbirlerine bakarlar: – “Bu ne biçim isim Hoca Efendi?” derler. “Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık.” Hoca hemen taşı gediğine koyar: – “Ya sünnet diyeyim de onu da mı yiyesiniz?”
Ekmeksiz Bal
Nasreddin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş. Nasreddin Hoca, bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kaşıkla yemeye başlamış. Ev sahibinin gözü yerinden oynamış: – “Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanin içini sıyırır”, demiş. Nasreddin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve: – “Kimin içinin sıyrıldığını Allah biliyor”, demiş.
Dağ Yürümezse Abdal Yürür
Nasreddin Hocaya yapılan sataşmalar tükenip bitmez. Akşehirliler bir gün Hoca’ya takılır ve sorarlar: – “Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var mıdır?” Hoca’nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar: – “Her halde öyle olmalı.” – “Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hoca madem kabullendin göster bir mucize de görelim!” Hoca: – “Pekala şimdi size bir numara yapalım” der.. Karşısında durmakta olan çınar ağacına; – “Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!” der. Tabii ne gelen ağaç var ne giden. Hoca yürümeye başlar ağacın yanına varır. Akşehirliler: – “Ne oldu Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin!” diye gülünce Hoca: – “Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür”, der..


(Ortalama : 4,72, Toplam 29 oy)
(Ortalama : 3,85, Toplam 27 oy)
